30 Mart 2026 Pazartesi

Gece Postası

Uyuyayım da bitsin bu çirkin gün

şiirin sularına çiçek dikemediğim

yarın uyanmalıyım güneşle birlikte

söylediğim her söz şiir olana değin

 

Bir şarkı seyretsem hüzünlü sabaha kadar sürse

sabaha kadar ayıklasam şeyleri şeylerden

elimde kalana kadar saf hayat

elimden geldiği kadar şölen

 

Eflâtun bir pazaryeridir dolaştığımız

kendi fikirlerimiz tezgâhtaki

tarttığı bozuk yürüyüşüdür terazinin

korkak adımlarıyla aklımızın

 

Filistin’de idam bayramlarına hazırlanıyor barbarlar

Amerika’da elektrik şoklarıyla öldürüyorlar mahkûmları

mahkûmları zehirli iğneyle

inceltilmiş ve korkunç ölüm şovlarıyla

ben kendimi elimden kaçırıyorum

kalbim ne zaman puşt dese

bir işçinin kolu makineye sıkıştığında mesela

imtina ediyorum imlemekten sövmek varken

 

Uyuyayım da bitsin bu çirkin gün

döneyim yarın sabah başladığım yere

güneş yeniden tepede bir öğle vakti

parklar kuşlar sincaplar

bekleseler her zamanki yerlerinde beni

 

Büyük laflar etmek istemiyorum

ama istiyorum insan ruhuna sirayet etmek

bozuk bir Türkçeyi kabul edebilirim

ama kabul edemem genişçe geviş getirmeyi

 

Belki de bendir yanılıyorum geviş getirmek masum

yine de geçirmeliyim bu şiirde sürmenaj kelimesini

beynim dolup taşmadan şiir kırıntılarıyla

akmadan yüzümdeki pastel boyalar

benzemeden insan sığındığı deliğe

 

Muharebe Umut

Belki yeniden gelir dünyanın döndüğü zamanlar

ocakta pişen makarnanın buharıyla

ve Örümcek ayaklarıyla bir yoksulluk halıda

elektrik faturaları ucuz yemek kuyrukları

atletini makinalara kaptırmış

bağlaç kullanmayan yoksullar

belki yeniden gelir dünyanın döndüğü zamanlar

ayağının üzerine Kalkınca insan Kalküta başta

 

Sevdiğine sarılır bir oğlan sırrını açar ketum rüzgâr

dolaştığı dağdan iner eşkıya savrulur çiçek tarlaları

öyle büyük şeyler değil belki de kadim aşktan

 

Büyütüp durur harflerimi her şeyi küçülten yeni dünya

erkeğini evcilleştirir bir kadın erkek dalar intihara

boşuna yapılmamıştır Van Gogh’un tabloları

 

Belki yeniden yerleşir güneş dünyanın doruğuna

eski bir şiiri hatırlarım yeniden çekilir bir uçak Küba’ya

 

Belki iyileşir canavar hüküm süren insanda

boğazına kadar gömülü şiddete

sevişirken intikam alan kindar

tekmeleyen sonbahar yapraklarını

ne görmüştür insan şimdiki tarihte

güce tapınçtan başka

 

Sırtüstü uzanıyorum kanepeye

aklımın takıldığı tahtakuruları var

Filistin’i doğruyor para babaları

zihnimde bir elim uzanıyor tetiğe

öteki elim bir renk retorikte

 

Yapay zekâlarımız var artık

bizi küçülten serpildikçe

gücümüz yetmiyor hiçbir sıvıya

kanımıza karışıyor egzoz dumanı

yazının icadına benziyor yaşadığımız çağ

hem ilaç hem dert bir ecza

 

Yıl 1972 dünyanın henüz döndüğü zamanlar

bir miras bırakmayı seçti ölerek yaşayanlar

dilimiz slogan atan bir makine geçmişte

kendisinden geçiyor düşündükçe, geçilsin!

kaybettiğimiz sadece bir muharebe

29 Mart 2026 Pazar

Ölüm Yenilmektir Diyen Aşil

Ellerimle halkalar çiziyorum bir ileri bir geri

kurumuyor suyu içimdeki kuyunun göğe doğru

yüzümü yıkadığım doldurduğum mataramı

aşksız ve arkadaşsız geçiyor yıllarım

 

Zevklerden pembeyi ekliyorum gökkuşağına

yağmur dökerken yeryüzüne güneş

basit şeylerde bulduğum tarih

uzun ince acısı ben olmanın

 

Kanlı ciğerler doğruyorum soframa

ağzımın kenarında sönmüş bir sigara

televizyon yıldızlarıyla süslüyorum hayallerimi

derin nefesler dolduruyorum karnım diyaframa 

 

Zevkten gebererek ölmek istiyor bir yanım tıpkı Mişel gibi

zihnimi taşımak istiyor bir yanım yıldızlara tıpkı Emanuel

duruyorum durduğum yerde nasıl olsa dönüyor dünya

etrafımda bir tur Wilhelm, etrafımda bir tur daha

 

Daha da soyuyorum çıplak kadınları rüyalarımda

şiddet diyorum bastırılmış esmerlerin koltuk altında birikmiş kokuya

ter kokusu mantar kokusu uzun bir yıkımı gerektiren

dinamitleyen bütün köprüleri dün ile yarın arasında

 

Bugün bu yazdığım dördüncü şimdi şiir

dördüncü şiirdir dövüyorum şedit kapılarını gerçeğin

biraz oyun döküyorum betonla kaplı tiranların tahtına

biraz asit süslüyor alt alta yazdığım sözcükleri

 

Büyüye inanıyorum kulaklarım açık bütün mitlere

atalarını özleyen süvarilerin arasında

zırhı düşmüş bir şövalye

çok uzaktan tanıyorlar beni

ben ki reddetmiş asilzade tüm eprimiş değerleri

 

Çok uzaktan tanıyorum ben o beni:

yaşayabilen onuru olmadan

ölüm yenilmektir diyen Aşil

şan, şeref, gurur ve perdeleyen ikinci benleri

kusursuz reddeden kusurlu çileleri

 

 

 

 

 

28 Mart 2026 Cumartesi

içime attığım çığlıklar işitmedi beni

  

Dünyaya adımını attın artık sen de bir hastasın

ne annenin rahmi ne de kasıkları babanın

yitirdiğin şey dönmeyecek geri

hazırlan bir ömür böyle geçecek

her mevsim her renk ama sen yastasın

 

Kelimeleri vuracaksın birbirine

meyhane bardaklarında dudaklarının izi

her köşe başında esrar çekeceksin

ruhuna dokunacak nerede rast gelsen bir yaraya

nerede göl görsen nerede sapsarı bir istasyon

herkes dağılacak evine akşam saatleri

sen bir başına garip bakacaksın içine - için gureba

 

Kafanı patlatacaksın yasak intihar güllerine

ilaç içeceksin o gün mutlaka gelecek

yalnız bir otel odasında ya da izbe bir evde

parasız arkadaşsız gebereceksin

bir Allah’ın kulu bakmayacak yüzüne

 

Sen bacak arasında bir işareti taşıyan

üzüntü gemilerin hala yanıyor limanlarında

nasıl dayandın bunca yıl

içinde biriken fare lağımlarına

 

Uyu şimdi uyuyabilirsen

baş edebilirsen çirkinliğiyle geçmişin

küçük bir kız çocuğu her yanına bulaşmış irin

 

Ben böyle çoğullaşmanın anasını sikeyim

ben böyle ıpıslak önünden bir paramparça

kendime saldırıyorum ellerimle koparıp

isimsiz kanaviçeleriyle annemin

kendime saldırıyorum bir petrol kuyusu gibi

içim simsiyah bir zift başımda dinmeyen alevi

 

Ah neler çıktı gömütümden beni gömdükleri

yassı bir eşya gibi bıraktığım dünyadaki suretim

içimde kötülük yoktu yemin ederim

yoksa şimdiye kadar asmıştı ellerim beni

 

Çocuktum masumdum büyüyünce başladı bu dil sürçmesi

bir büyüyle başlamıştı her şey meğer kaderle bitti

30 Ocak 2026 Cuma

Seni Özleyeceğiz Gerilla

 
Çocuk öldü adı duvarlarda yazıyor şimdi
sömürgelerin gözyaşlarında acı ve neşe
sömürgelerin gözlerinde arzu
istedin istedik olduk
şimdi uyuyacaksın toprağın altında
toprağın üstü ağaç ve yabani otluklar
 
Lice’de doğan bir oğlan çocuğu
adını Mahsum koydular niye?
Dicle’de bir kız çocuğu
adını Zilan koydular niye?
 
Sen mayın döşeli topraklarda
yeryüzünün en sert meyvesini dişledin
kendinden tiksinmenin meyvesini
yeni insanın meyvesini
belki de bilmeden
kendi hesabına üst-insanın meyvesini
çünkü kendinden kurtulandır üst-insan
 
Şimdi senin elindeki silah
bir rençberin elindeki orağa dönüşecek
onunla budayacağız içimizdeki köleyi
reberin gözleriyle tarihteki ötemiz
yeniden yeşerecek sen uyurken
Rojava, Rojhilat ve güne bakan bütün çocuklar
Uzanacak çekice
Asur, Babil, devletin ta köküne kadar

29 Aralık 2025 Pazartesi

Mutlu Seks Yoktur


Sevişirsek belki başımız döner belki kurtuluruz

bizi sımsıkı yeryüzüne bağlayan kayalardan

belki bırakırız böylece inanmayı yalanlara

çünkü anlarız seviştikten sonra mutlu seks yoktur


Lacan hep yazdı bunları, arzu arzular arzuyu

bir parça sarhoşluk yeter belki komalardan kalkmaya

eksik sözlerimiz birikir birikir karnımızdaki karanlık

inciler akar ellerimize istiridye kabuklarından

kavuşmak imkansızdır bulutlar köpük


Ben cücemle barıştım, ilan ediyorum buradan

barıştım savaştığım devlerle

apar topar bir düşünme neden zorunlu

neden tepeden bakar güneş dünyaya

anladım ve düşürdüm rütbemi

don kişotluktan sanzo panchaya


Kokain kullanırsak anlarız belki Freud’u

babamızla yaktığımız mangal annemizle gittiğimiz piknik

ada vapurunun arkasında bıraktığı kıyı ve yeniden yanaştığı


Cinleri devirmiş bir insandadır belki de anahtar

insan unutmuştur kendini hatırlamadığı bir anda


Porno izleyeceğine şiir yaz ve unutma kendini bir kez daha

3 Ekim 2025 Cuma

bağrına basıyor beni Londra

Bir ada nedir boğazına kadar suya gömülmüş bir dağ olmaktan başka

ben de su içindeyim boğazıma kadar kâh utanç içinde kâh üzüntü

mutluluğum es verilmiş bir andır iki acı arasında acı ki okyanustur denizdir

benim dünyada öğrendiğimden başka

 

En zayıf yerimden vuruyor kader kaderin içinde bir kaderden başka

keyfim yerinde oysa sahte cennetlerden yükseldim bir komün ormanına

sabahları felsefe, öğlenleri edebiyat ve akşamına sinema

şiir yazmaya ayırdım geceleri

daha da yazacaklarımdan başka

 

Beni eksik bırakmaya çalışan bir şey hortluyor içimde

ne zaman ölüme alışsam alıştığımdan başka

ateş denizinde yüzmeye benzer cesaretim

kokuşmuş bir cesedi gömmekten başka

 

Gerdanımda karanlık bir kolye içinde adlar yazılı

adımı ben kanla yazdım yazdığım kederden başka

bir lunaparkta can çekişirken çocukluğum

çölde yaşayan hayvanlara benzedim

kahve falımda çıktı iki damla gözyaşı

 

Yeşil bir parkta yürüyüşlere çıkıyorum bağrına basıyor beni Londra

yalnızlığın tam ortasında konuşmadan geçiyor günlerim

nehirden denize özgür Filistin

lakin duyulmuyor iman tahtamdaki intifada

insansızlıktan ve babasızlıktan başka

 

Ah! en yakınım öldürüyor beni daha da öleceğimden başka

 

 

 

 

Gece Postası

Uyuyayım da bitsin bu çirkin gün şiirin sularına çiçek dikemediğim yarın uyanmalıyım güneşle birlikte söylediğim her söz şiir olana de...