15 Nisan 2026 Çarşamba

Çığlık

On yıldır sevişmiyorum kimseyle

On yıldır öpmedim hiçbir kadını

On yıldır konuşup durup kendi kendime

Attığım çığlıkları ayıklıyorum içimde

 

Çığlık çığlığa yaşıyoruz hayatı

Duyulmayan çığlıklarıyla ben olmanın

Bardaklar dolduruyoruz şişeler boşaltıp

Dumanlı kafalarla gezip Babıali’de

Önünde eğiliyoruz çoktan kaldırılmış bir İstanbul’un

Kuytulara saklanıyoruz aman kimse tanımasın

Maskelerimiz düşüyor enva-i çeşit suretlerin peşinde

 

Atamadığımız çığlıkların bakiyesidir hayat

Kıllı bir el uzanırken bir çocuğa masum

Dönüşüveriyor hayat da tersine

İçe dönüyor dışarı çıkamayan her şey

Ne kadar kir varsa birikiyor eşikte

 

İskeletini kuruyorum bir şiirin yassı sözcüklerle

Ruhlar, hayaletler, örümcekler ve çamur

Bir çığlık birikiyor bende

Yetiyor herkese ben olmak hayret

 

Oysa ben bilmiyorum kendimi savunmayı

Koskoca coğrafyasında ben olmanın

Meridyenler paraleller dönence

Kaldırıyorum bütün sınırları

Ne Cezayir var artık ne de Sibirya

Ben sırrını gizliyor yaşamanın

Çığlığım sular altında kalıyor

Kapılar kilitli anahtarlar kısa

 

Hayat işte yaşıyoruz çoğul çığlıklarla

Kaçırılmış şimdilerin yanan maltızında

Anneannemden öğrendiğim sözcük

Arada kalmış bir Ermeni gelin

 

Size anlatabilirim tarihini kurtulmanın

Sözcükleri sokabilsem bedenime

Bedenime yakamdan içeri

Benden fışkıran çığlık sussa iki kere

Hem benin çığlığı hem de benim

Bir Başlangıç

Bir başlangıç aradım durdum bütün gün

kahvaltıda granola öğlene menemen

Kahramanmaraş’ta okul basmış bir polis çocuğu

ölenler yaralananlar kurtulanlar

 

Madem o kadar somutsunuz

rahat bırakın insan ruhunun içini

ben kovalarım inine kadar

insan denen ikiliğin peşini

 

Kasıklarımda ağırlığı tinin

tinin ağırlığı kasıklarımda

ben şu bozuk Türkçemle

ayırt edebiliyorum ikisini

 

Haber bültenleri elektrik faturaları

su sayaçları bozuk bir modem

kaç para veriyorsun internete

kaç pare kendini unutmak üçün

 

Bu kavgayı ben başlatmadım

ama taşıyorum bayrağını fener alaylarının

en derin kuytusunda yakaladım ruhunu insanın

suç işlemekmiş özgürlük

uzanmakmış yasak olana

sahte cennetler aramıyorum

bir efektmiş özgürlük benim dediğim başka

 

Zihnimden kayıp gidiyor düşüncelerim

yakalayamıyorum hislerimi kalbimde

unutuveriyorum bir geminin adını

uçağa binmekten korkuyorum

arabalı vapurlar pazar fileleri

aniden eskiyor utanmak

kendime geliyorum kendimden geçip

 

Çok sigara içiyorum şiir yazarken

düşünürken endişe kaygı tasa

iç cebimde gezdirdiğim

bir kanlı mendildir kırk yıldır

korkuyorum diye duracak ansızın

kırk yedi yıldır çarpan şu fukara kalbim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

14 Nisan 2026 Salı

Alzheimer Tuşu

Her köşe başında şiir aramaktan yoruldum

Ahşap bir binayı verniklemekten tutuşması kolay

Çıkmaz sokaklardan deve yüklerinden

Bir kez parlayınca sönmeyen alevlerden

İnin cinin top oynadığı içimden

Yoruldum bir farkı tekrar etmekten


Göğsümü sıkıştırıp duruyor zaman


Ben doğmadan önce başladı huzursuzluğum

Kırk yedi yaşındayım ve hatırlıyorum her şeyi

Erzincan depremi mahalle yangını kar tatili

Patlayan uranyum tesisleri çayda kanserojen

Yoruldum artık hatırlamaktan bir sobanın isini

Bir sonbahar gününde takılı kalmış takvimi

Tekel fabrikasını Sümerbank mağazalarını

Elim Alzheimer tuşuna gidiyor belleğimdeki

Her gün biraz daha gömülüyorum içimi


Unutsam artık kapısında korkuyla beklediğim

İşkencehaneyi unutsam artık cezaevinde

Yaktığını açık saçık kitapları devrimcilerin

Unutsam birleştiren ufuk çizgisini

İktidar ile direnişin

Unutsam da uyusam

Kendim olabilir katılabilirim akışa belki


Varoşlarda büyümüş çocukların göğsündeki jilet izleri

Daha gerçektir varoluşun göğündeki kara bulutlardan

Daha gerçektir Varşova-nostaljiden


Bir trene bakar binip de gitmek aradan

Ayrılıkmış ölümmüş umuru olmaz insanın

Melankoli dediğin bir bilete bakar

Mümkünse üçüncü mevki


İstediğini yapıyorum ve devam ediyor zaman kaldığı yerden

Kahve içiyorum sigara sarıyorum çalışma masasında montaj

Ağır yükler taşıdım sokaklar boyu kollarımda uyuşma

Üzgündüm soyunup çıkardım üstümdekileri

On yıl olmuş tam sakallarıma kır düşeli

Bazı dertlerim var ama anlatmayacağım

Çünkü onlar öteki hayatla ilgili

Çünkü ölümü dinlersiniz siz

Çekip vurursunuz inleyenleri

5 Nisan 2026 Pazar

Köstebek Yuvası

Kör bir köstebek kazıyor içimi

içimin labirentinde uçları açık duygu tünelleri

meğer köstebekmiş iç-sesini dinlediğim deli

 

Açıyorum zihnimin bütün pencerelerini

ılık meltemler bahar güneşleri

nereden bilebilirdim

ölen her şey dönüyormuş geri

 

Yaktım gemimin demirlediği bütün iskeleleri

evimi yakan sır bana yol gösteren kara değnek

meğer ölen şenlikmiş acı sürermiş sonsuza

yanılgı! derinliğe kavuşurmuş ruh

dolaşıp durduğu ben denen coğrafyada

 

Meğer boşuna değilmiş içimi sanmam

delik deşik meğer çok derindeymiş

yüzeyde sandığım kök

yüzdüğüm deniz seyre daldığım gök

her şeyin bir vakti varmış

tanıdığım en iyi sarrafmış yerküre

1 Nisan 2026 Çarşamba

Türkiye’nin Ruhu

Şarkıyesi bol ciğeri yanık ülkem benim arabeskine grotesk

çirkini ağlamaklı güftem tabakası kaymak sosları yağlı

Türkiyesi şakşaklı suflem benim kolları kuytulara kıvrımlı

Eşkıyası taşşaklı zennem kuşkulara asil yaşmaklı

 

Azaplar içindeki Frankeştayn ötanazi yasaklısı

 

Besteci hokkabaz muhtelif mülkler çalar

idarî sofralar asitli kuyularla mükellef

yarısındaki kalpleri rekorero kırarken praym taym akşamları

şikeli stadyumum benim, kozmonot muhayyilem

yalılarda kâhya dolmuş kuyruklarında değnekçi

üç mum karanlığı üflemekten korkan lö halk’ım benim

Harem’de eğlencesine dövülen cüce

iç infazlarda müstahdem

 

Sırtına binilen kambur – annesi fermuar ağızlı

çocuklara dolanmış yağlı saçlarım benim

jön vuruluşlum Türkân! soluşlum

çocuklardan çalıp onların ağzıyla gülen

torna tezgâhında göze saplanan tornavida

açılmış ensesinde pavyonlu fayton

o Allah ağızlı cehennem dükkân arkalarında

döndürür ışıklarını ha döndürür


30 Mart 2026 Pazartesi

Gece Postası

Uyuyayım da bitsin bu çirkin gün

şiirin sularına çiçek dikemediğim

yarın uyanmalıyım güneşle birlikte

söylediğim her söz şiir olana değin

 

Bir şarkı seyretsem hüzünlü sabaha kadar sürse

sabaha kadar ayıklasam şeyleri şeylerden

elimde kalana kadar saf hayat

elimden geldiği kadar şölen

 

Eflâtun bir pazaryeridir dolaştığımız

kendi fikirlerimiz tezgâhtaki

tarttığı bozuk yürüyüşüdür terazinin

korkak adımlarıyla aklımızın

 

Filistin’de idam bayramlarına hazırlanıyor barbarlar

Amerika’da elektrik şoklarıyla öldürüyorlar mahkûmları

mahkûmları zehirli iğneyle

inceltilmiş ve korkunç ölüm şovlarıyla

ben kendimi elimden kaçırıyorum

kalbim ne zaman puşt dese

bir işçinin kolu makineye sıkıştığında mesela

imtina ediyorum imlemekten sövmek varken

 

Uyuyayım da bitsin bu çirkin gün

döneyim yarın sabah başladığım yere

güneş yeniden tepede bir öğle vakti

parklar kuşlar sincaplar

bekleseler her zamanki yerlerinde beni

 

Büyük laflar etmek istemiyorum

ama istiyorum insan ruhuna sirayet etmek

bozuk bir Türkçeyi kabul edebilirim

ama kabul edemem genişçe geviş getirmeyi

 

Belki de bendir yanılıyorum geviş getirmek masum

yine de geçirmeliyim bu şiirde sürmenaj kelimesini

beynim dolup taşmadan şiir kırıntılarıyla

akmadan yüzümdeki pastel boyalar

benzemeden insan sığındığı deliğe

 

Muharebe Umut

Belki yeniden gelir dünyanın döndüğü zamanlar

ocakta pişen makarnanın buharıyla

ve Örümcek ayaklarıyla bir yoksulluk halıda

elektrik faturaları ucuz yemek kuyrukları

atletini makinalara kaptırmış

bağlaç kullanmayan yoksullar

belki yeniden gelir dünyanın döndüğü zamanlar

ayağının üzerine Kalkınca insan Kalküta başta

 

Sevdiğine sarılır bir oğlan sırrını açar ketum rüzgâr

dolaştığı dağdan iner eşkıya savrulur çiçek tarlaları

öyle büyük şeyler değil belki de kadim aşktan

 

Büyütüp durur harflerimi her şeyi küçülten yeni dünya

erkeğini evcilleştirir bir kadın erkek dalar intihara

boşuna yapılmamıştır Van Gogh’un tabloları

 

Belki yeniden yerleşir güneş dünyanın doruğuna

eski bir şiiri hatırlarım yeniden çekilir bir uçak Küba’ya

 

Belki iyileşir canavar hüküm süren insanda

boğazına kadar gömülü şiddete

sevişirken intikam alan kindar

tekmeleyen sonbahar yapraklarını

ne görmüştür insan şimdiki tarihte

güce tapınçtan başka

 

Sırtüstü uzanıyorum kanepeye

aklımın takıldığı tahtakuruları var

Filistin’i doğruyor para babaları

zihnimde bir elim uzanıyor tetiğe

öteki elim bir renk retorikte

 

Yapay zekâlarımız var artık

bizi küçülten serpildikçe

gücümüz yetmiyor hiçbir sıvıya

kanımıza karışıyor egzoz dumanı

yazının icadına benziyor yaşadığımız çağ

hem ilaç hem dert bir ecza

 

Yıl 1972 dünyanın henüz döndüğü zamanlar

bir miras bırakmayı seçti ölerek yaşayanlar

dilimiz slogan atan bir makine geçmişte

kendisinden geçiyor düşündükçe, geçilsin!

kaybettiğimiz sadece bir muharebe

Çığlık

On yıldır sevişmiyorum kimseyle On yıldır öpmedim hiçbir kadını On yıldır konuşup durup kendi kendime Attığım çığlıkları ayıklıyorum i...